Tülay'ın Atkısı

Avercamp’tan bugüne

Buralara kış pek uğramadı bu yıl. Hava karanlık ve melankolik yüzünü gösterdi göstermesine de, son iki aydır bol yağış ve sert rüzgarlar dışında gökyüzünden fazla bir işaret gelmedi yaşamamız gereken soğuk mevsime dair. Oysaki Hollanda’da kış mevsimi en az bahar ve yaz kadar renkli ve hareketli olabiliyor. Özellikle de sulak alanlar yavaş yavaş buza teslim olmaya başlayınca.

Renkli, hareketli kış nasıl oluyor derseniz Hollandalıların ve Flamanların zengin imge dünyasına bakmak yeterli olur aslında. En çok Yaşlı Pieter Bruegel’ın masalsı kış resimleri canlanır gözümüzün önünde. Avdan dönen avcılar, karda kuş kapanları, buzda kayanlar gibi son derece ‘fâni’ konular ve detayların yanı sıra Müneccim Kralların Secdesi ya da Beytlehem’de Nüfus Sayımı gibi dinî temaların temel öğeleri kar ve buzdur. Şimdi sizi Flaman topraklarından biraz daha kuzeye, Hollanda topraklarına götürmek istiyorum. İlhamını Bruegel gibi Flaman ressamlardan almakla beraber Hollandalı ressamlar kış manzaralarını daha önce başka bir yerde görülmemiş bir noktaya taşıdılar on yedinci yüzyılda (gerçi natürmortlar ya da grup portreleri konusunda da öyle olmamış mıydı?). Pieter Bruegel’ın takipçisi Hans Bol gibi David Vinckboons ve Adriaen van de Venne da (birçok başka ressam gibi) savaş ve ekonomik nedenlerden Kuzey’e, Hollanda topraklarına kaçmışlar ve kendi sanatlarının oralarda yeniden şekillenip çiçeklenmesine neden olmuşlardır. Bahsi geçen bu ressamlar manzara resimleri yapmışlar ancak özelde de kış manzaraları konusunda öne çıkmışlardı. Kış manzaralarının ortaya çıkışı, birçok başka gelişmenin yanı sıra on altıncı yüzyıl ortalarında başlayan ve yaklaşık olarak on dokuzuncu yüzyıl ortalarına kadar devam eden, Avrupa’da çok sert ve uzun kışların yaşandığı Küçük Buz Çağı olarak nitelendirilen dönemle yakından ilişkilidir.

Hollanda’da kış manzarası ve kış eğlencesi denilince ilk akla gelen ressam Kampen’ın Sağır ve Dilsizi olarak bilinen Hendrick van Avercamp’tır. Avercamp (1585-1634) Amsterdam’da doğmuş ve küçük yaşında Kampen kentine taşınmıştır ailesiyle birlikte. Pieter Isaacsz.’ın yanı sıra Vinckboons’dan da dersler alan ressamın ilk dönem yapıtları Flaman manzara geleneği etkilerini yansıtıyor. Mauritshuis Museum’da bulunan ve burada anlatacağım yapıtı bu Flaman etkilerin görülebildiği yapıtlarından birisidir. Yaklaşık olarak 1610 yılına tarihlenen ve inanılmaz bir görsel ansiklopedi gibi önümüze açılıveren bu resim, renkli olduğu kadar sayısız hikâye de anlatır bize.

Flaman geleneğinde olduğu gibi sanatçı burada nispeten yüksek ufuk çizgisi kullanmıştır. Özellikle 1610’dan sonra Avercamp’ın ufuk çizgisini giderek daha alçakta betimlemeye başladığını görürüz. Flaman etkisinden çıkıp kendi kimliğini bulmaya başlayan Hollandalı ressamların resimlerinden bildiğimiz, resmin üçte ikisini kaplayan o muhteşem gökyüzü ve bulut betimlemelerine olanak sağlar alçaktaki ufuk çizgisi. Bu sahneye biraz yüksekten bakar gibiyiz. Öyle olunca da betimlenen alanda gerçekleşen tüm hikâyelere, etkinliklere ve hatta uzakta saydam beyaz-gri bir arka plan oluşturan bir kent görünümüne hâkim oluruz. Resmin ortalarındaki açılır-kapanır köprü ön plan ve arka plan arasında açık bir sınır gibi olup aslında gözümüzü daha da derinlere çeken bir öğedir. Sol ön planda repoussoir* işlevi gören ağaç ve tuvalet kabini gözümüzü resmin derinliklerine doğru çeker. Gözümüze ilk çarpan çok sayıda figürün buz yüzeyini doldurmasıdır. Kocaman siyah tüylü şapkasıyla kendisini göstermeye çalışan yakışıklı bir genç; buzu delmiş çamaşırlarını yıkayan bir kadın; kolf oynayanlar; çiftler ve daha büyük gruplar halinde patenleriyle neşeli neşeli kayanlar; koşuşturan bir köpek; kenarda durmuş sohbet edip insanları seyreden bir grup; yakacak odun kesen bir adam; sol tarafta kırılan buz yüzünden buz gibi suyun içini boylayanlar ve onların yardımına koşan bir kişi; patenini bağlamaya çalışan ya da büyük bir saman balyası taşıyan adam… Detaylarda kaybolmaya yetecek kadar görsel malzeme sunar ressam bize. En tatlı detaylardan birisi de köprüye yakın bir noktada kız kıza patenleriyle keyif içinde kayanlardan birisinin dengesini yitirmesi ve kırmızı eteğinin açılmasıdır. Ön plandaki ağaca tünemiş kargalar, donan nehirde saplanıvermiş ahşap sandallar, arkadaki değirmen, kilise kulesi ve çiftlik evleri hepsi de bu hareketli sahnenin dekorunu oluşturuyor.

Kalabalık demişken, buz üstünde her yaştan, her sosyal sınıftan kadınlar, erkekler, çocuklar görmek mümkün burada. Çünkü tüm sulak alanlar donduğunda Hollanda’da, bu herkes için her çağda, hatta bugün bile keyifli bir sosyalleşme imkânı sağlıyor(du). Özellikle on yedinci yüzyılda gündelik hayatta var olan katı sınıfsal ayrımlar ortadan kalkıyordu belki de farkında olmadan. Buzun bu birleştirici özelliğini, sosyal mesafemizi özellikle korumak zorunda olduğumuz şu zor ve tuhaf Corona günlerinde özellikle bu hastalığın sınıf, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin -neredeyse son derece demokratik bir şekilde (!)- herkese bulaşması şeklinde günbegün biz de yaşıyoruz. Herkese sağlıklı günler diliyorum. Evde kalın ve hem kendinizi hem de çevrenizdekileri bu zalim hastalıktan koruyun.

*Repoussoir, resimde izleyicinin bakışını kompozisyonun içine çekerek derinlik algısı yaratmaya yarayan bir kişi ya da eşya. Fransızca’da geriye itmek anlamını taşır.
*Resim: Hendrick Avercamp, Buzda Eğlence, yak. 1610, Den Haag Mauritshuis

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *