Güneşli günlerde evdeyken
Hepimiz bugünlerde evlerimizde karantinadayken havaların bu kadar güneşli ve hatta ılık olması şaşırtıcı (evet Hollanda’da durum bu). Onca karanlık günden sonra tam da bisikletimize binip güzel günlerin tadını çıkartacak, sepetimize sandviçlerimizi doldurup su kenarında piknik yapacak ya da uzun uzun yürüyüşlere çıkacakken “olacak iş mi bu!” diye düşünmeden edemiyoruz belki de. Ancak çalışmak zorunda olan o kadar çok insan varken hayıflanmamamız lazım; canını ortaya koyan onca insana saygımızdan hiç değilse bakış açımızı değiştirmekte fayda var. Bu olanlar aslında öğretiyor ki hayatta hobilerimiz olmalı; kendimizle baş başa kaldığımızda yalnız hissetmeden, bunalmadan saatlerimizi geçirebileceğimiz uğraşlarımız olmalı. Kolay değil elbet, tüm zamanını evde geçirmeye alışık, evden çalışan ya da içe dönük insanlar için bile büyük bir sınav bu. İnişli çıkışlı bir ruh halimizin olması da normal. Biz buralarda en az 1 Haziran’a kadar bu şekilde yaşamak durumundayız. Benim için faydası, yeniden blog yazıları yazma cesareti, gücü ve zamanı bulabilmiş olmam oldu. Öyleyse devam da etmeliyim. Bir önceki yazımda Hollanda resminde kış manzaralarından bahsetmiştim biraz. Biraz daha da anlatmak isterim aslında…

Bir önceki yazıda da bahsettiğim Küçük Buz Çağı, on altıncı yüzyılın ortalarından on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar devam etmiştir. Özellikle de on yedinci yüzyılın başları, ortalama kış derecelerinin düşüklüğü, kar yağışının yoğunluğu ve kış koşullarının katılığı nedeniyle Küçük Buz Çağı’nın en sert zamanlarını oluşturuyordu. Bu çetin koşullar bir yüzyıl boyunca dalgalanmalarla devam etmiş, 1684 yılının Ocak ayı Hollandalıların şahit olduğu en soğuk zaman olmuştu. Bu uzun süreli zor kış koşulları gündelik hayatı oldukça derinden etkiliyor, yoğun kar yağışı yiyecek ve içecek bulmakta sıkıntılar meydana getiriyordu. Bruegel’in resimlerinde de gördüğümüz kuş kapanları en azından yiyecek sıkıntısını bir nebze giderebiliyordu. Limbourg Kardeşler’in Jean de Berry için resimledikleri Saatler Kitabı’nda (Tres Riches Heures du Duc de Berry) da benzer kış manzaraları ve kış etkinlikleri görmek mümkün. Özellikle de Şubat ayını betimleyen minyatür sanat tarihindeki ilk natüralist kış betimi sayılıyor. Bu minyatürü incelediğimizde içinde üç kişinin olduğu bacası tüten bir çiflik evi görürüz. Evin dışında koyunlar delik de olsa bir çatı altında toplanmış, kargalar kendileri için bırakılan yemi didikliyorlar. Tüm doğa beyaz bir örtü ile kaplanmışken bir şala sarılmış titreyerek gelen, daha geride ormanda yakacak odun kesen ve onun da ilerisinde kesilen odunları bir eşeğe yükleyip arka plandaki kente taşıyan insanlar görürüz. Kış şartları çetin de olsa hayat devam ediyor. Eve yeniden baktığımızda ise çeşitli yerlere asılmış kurumakta olan kumaşlar ve kıyafetler çarpar gözümüze. Harıl harıl yanan ocağın karşısında elbiselerini (hafifçe) kaldırmış iki kadın ve bir adam görürüz. Isınmaya çalışıyorlar, bu ne büyük bir mutluluk olmalı.

Kış mevsimini betimlemek sadece manzara resimleri aracılığıyla değil kişileştirmeler (alegoriler) aracılığıyla da oluyordu. Hollanda Klasisizminin önemli isimlerinden Caesar van Everdingen’e (1616/17-1678) ait olan bu kış alegorisindeki gibi. Geleneksel olarak kış, yılın sonunu simgelediğinden ister istemez akla insan yaşamının kışını yani yaşlılığı ve ölümü getirmişti çağlar boyunca. Bu sebepten Batı resminde kış ayları genellikle yaşlı bir adam olarak gösteriliyordu. Van Everdingen ise belli ki bu konuda başka bir şeyler söylemek istiyordu. Dantelli beyaz örtüsü, boynundaki zarif inci kolyesi, incili cameolu küpeleri, kakım kürklü pembe ipek şalıyla genç bir kadın kor halinde kömür taneleriyle dolu bir maltızın üstüne doğru eğilmiş ve çağla yeşili örtü ile ısının dağılmasını engelleyerek ellerini ısıtmaya çalışıyor. Kömürlerin içinde bulunduğu böylesi toprak maltızları zaman zaman da delikli ahşap bir kutunun içine yerleştirip, ayaklarını ısıtmak için kullanıyorlardı on yedinci yüzyılda. Bunlar dönem resimlerinde de sıklıkla karşımıza çıkar. Burada ve Limbourg Kardeşler’in minyatüründe de gördüğümüz ateş elbette kış ayları için çok elzemdi. Yine alegori geleneğine baktığımızda kış ayları demirci olan ateş tanrısı Vulcan’la (Hephaestus) ilişkilendiriliyordu. Dolayısıyla kış resimlerinde özellikle alegorik olanlarda bu kış-ateş bağlantısı önemliydi.
Kış, çeşitli uğraşlarla, işlerle, emekle geçen uzun bir yılın artık son bulduğu zamanlardı(r). İnsanın evine çekildiği, dinlendiği, baharda yeniden canlanacak yaşama, yepyeni olasılıklara hazırlandığı; doğanın kendine döndüğü, dinlenip tomurcuklara, doğacak kuzulara, işlenecek topraklara hazırlık yapıp sessizleştiği ve güçlendiği bir dönemdi. Artık kışı geride bırakmaya başlamışsak da, bugünlerde aslında yine benzer şeyler yaşıyoruz. Doğa, insanoğlunun ortalarda görünmemesini fırsat bilerek gücünü toplamaya başladı. Hem doğa, hem de bizler bu dönemden güçlenerek, yenilenerek çıkacağız. Sağlıkla kalın…



4 Comments
Menga
For future blog in English!
Love and kisses to you, Tülay 🌹
admin
Dear Menga, thank you very much! Hope to see you soon with the English version :-*
Lale Sanalan
Başarılar diliyorum.Kış manzaraları çok
güzeldi keyifle okudum.❤️
admin
Lale Hanım, çok teşekkür ederim güzel yorumunuz için. Beğenmenize çok sevindim :-*