Chagall’ın ışıklı oyunu
Geçen yaz yolum Fransa’nın Metz kentine düştüğünde elbette kentin en etkileyici yapılarından birisi olan St. Etienne Katedrali’ni de ziyaret ettim. Dünyanın en yüksek sahınlı kiliseleri arasında bulunan bu görkemli yapı Tanrı’nın Feneri olarak da anılır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, yapıyı dört bir yandan kuşatan rengârenk vitraylarıdır. Bu vitraylardan ilki on dördüncü yüzyıla tarihlenirken en son yirminci yüzyılda da eklenenleri olmuş. Bir yapının çağlar boyunca nasıl yaşadığına, değiştiğine, nefes aldığına tanık oluyoruz bu şekilde.
Rengârenk, göz alan camların arasında gezerken tanıdık bazı figürlere ve renk kullanımlarına rastladım. Oldukça modern görünen vitrayları kimin tasarladığını öğrenmek için tanıtıcı levhaya bakınca yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Mavileri, kırmızıları, gökyüzünde süzülen insanları, bedene ters oturtulmuş kafaları, insan boyundaki tavukları, yedi parmaklı otoportresi, damdaki kemancıları ile hüzünlü, neşeli, büyülü bir dünya yaratan Marc Chagall’ın (1887-1985) elinden çıkan çalışmalardı bunlar. Gözlerim parladı! Eski Ahit’teki Yaratılış öyküsüne yer verdiği bu vitraylarda, Adem’in yanındaki iki yüzlü melek çarmıha gerilmiş olan İsa’ya (yeni Adem’e) bakmaktadır. Adem ve Havva’nın kandırılışı (İlk Günah) ve Cennetten Kovuluş sahneleri de Chagall’ın kullandığı renk patlamalarıyla etkileyici bir şekilde betimlenmiştir. Vitrayların içeri süzülen doğal ışıkla can bulduğunu bilen sanatçı elindeki malzemenin bu özelliğini de olabildiğince iyi bir şekilde kullanmıştır.

Rus İmparatorluğu zamanında Vitebsk kentinde başlayan uzun hayatına sığdırdığı iki Dünya Savaşı’na, acılara, sürgünlere, kayıplara, sayısız seyahatlere, rekabetlere, aşklara, mutluluklara rağmen -ve muhtemelen onların sayesinde- bu süreçlerde görüp geçirdiklerinin yarattığı duygularla ve derin Yahudi inancıyla yoğurduğu üretimleri sadece resimle sınırlı kalmamış burada gördüğümüz gibi vitraylara, sahne dekorlarına, seramiklere, duvar halıları ve duvar resimlerine de hayat vermiştir. Metz Katedrali’ndeki vitraylar bu alandaki ilk ve tek çalışması da değil. Kudüs’teki Hadassah Tıp Merkezi’nin sinagogu, New York’taki Birleşmiş Milletler binası; İsviçre, Almanya, İngiltere ve Amerika’daki çeşitli kiliseler için vitraylar tasarlamış ve bu işlere de yetmiş yaşından sonra kalkışmıştır! Sanat simsarı ve koleksiyoner Ambroise Vollard (1866-1939) ondan Eski Ahit’i resimlemesini isteyince, Kutsal Topraklar’da ilhamını bulmak üzere 1931 yılında İsrail’e bir seyahat gerçekleştirmiştir. Bu seyahatin izlerini sadece Metz Katedrali vitraylarında değil, daha sonra yapacağı çalışmalarda da bulmak mümkün. Bir Yahudi olarak kiliselere dini temalı vitraylar yapmayı “tüm dinlerin özgürlüğü adına” kabul etmiştir.

Marc Chagall’ın etkileyici yaşamıyla ilgili son haftalarda izlediğim bir belgesel geçen yaz çektiğim bu fotoğrafları hatırlattı bana. Hollandalı oyuncu, yönetmen ve ressam Jeroen Krabbé’nin hazırlayıp sunduğu sekiz bölümlük Krabbé Zoekt Chagall belgeseli, beni evlerimize kapandığımız ilk haftadan beri heyecanla peşinden sürüklüyor. Çok iyi bir anlatıcı olan Krabbé’nin büyük bir şevkle aktardığı Chagall’ın yaşam öyküsünü gittiği her yerde adım adım takip edebiliyorsunuz. Doğduğu Vitebsk’in rengârenk evlerinin, anlatılan halk öykülerinin, orada yaşayan ve kendisinin de dâhil olduğu Yahudi toplumunun geleneklerinin resmini nasıl şekillendirdiğini bizzat yerinde anlatıyor Krabbé. St. Petersburg’a, Moskova’ya, Paris’e gidiyor onun izinden. Anlatırken de yaşıyor sanki her bir anı; elinde satır satır okuduğu ve altını çizdiği çeşitli kitaplarla ve aldığı notlarla gittiği her yerde ressamın bir insan olarak portresini çiziyor. Ömrü boyunca kaçmak zorunda olan bir sanatçının özgürlüğü kendi hayal dünyasında, sanatında, kullandığı renklerde bulduğunu anlatıyor belgeselin açılış konuşmasını yaptığı mezarın başında. Krabbé, 1956’da kendisi daha çocukken gittiği bir sergide gördüğü Chagall’ın Damdaki Kemancı resminin onu nasıl etkilediğini ve ressamın onun kahramanı olduğunu anlatıyor. Önümüzdeki salı günü altıncı bölümü yayınlanacak seri bana her hafta heyecanla bekleyemeye değecek bir neden veriyor. Sağlıklı günler diliyorum herkese…
Fotoğraflar: T. Kazancı, 2019.


