-
Tabelaların izinde
Hepimizin çoğu vaktini mecburen evlerimizde geçirdiği bu günlerde seyahat fikri de bir o kadar uzak görünüyor değil mi? Sosyal medyada eski tatil fotoğraflarının özlemle, hüzünle ve biraz da nostaljiyle paylaşıldığını göüyorum. Bu duyguların sorumlusu tüm dünyayı etkileyen bir pandemi olunca beraberinde kabulleniş ve bıkkınlık da geliyor. Önümüzdeki aylarda neler olup biteceğini, yeniden ne zaman seyahatlere çıkabileceğimizi bilemiyoruz. Ancak evlerimizde otururken önceki seyahatlerimizi anımsamak, gelecek seyahatlerin hayalini kurmakta özgürüz. Ben de sizinle dört yıl kadar önce gerçekleştirdiğim bir seyahatimle ilgili bazı detayları (yeniden) paylaşmak istiyorum bugün. Uzunca bir süredir dört gözle beklediğim bir ziyareti gerçekleştirmek için havaalanına gittiğimde kentte geçireceğim iki yalnız gün için hiçbir hazırlığım olmadığını fark edip kitapçıya daldım…
-
Işıklar altında
Bakmak ve görmek arasındaki fark çok zaman tartışılır. Ne zaman görmeye başlarız? Bunun formülü var mıdır? Bazen en sık gördüğümüz/ karşılaştığımız kişileri/şeyleri tam anlamıyla “göremediğimizin” ya da “kavrayamadığımızın” farkına vardığımızda bir şaşkınlık alır bizi, çünkü çoğu zaman onu kendi duygusal süzgecimizden geçirip kendimizce anlamlandırdığımızın farkında değilizdir. Bunu bazen müzelerde resimlerin karşısındayken hissederim. Belki de defalardır karşısında durduğum resimdeki bir ayrıntının nasıl olup da onca zamandır gözümden kaçtığının ya da yanımdaki kişi göstermese belki de hiçbir zaman o ayrıntıyı görmeyeceğimin bilinci beni sarsar. Bazen de bu ayrıntıları fark edemiyor oluşumuzda bizim payımız çok azdır ya da yoktur. Bunu da geçen hafta Den Haag kentindeki Mauritshuis Müzesinin bir basın açıklaması ortaya koydu.…
-
In Memoriam
“Sientje Abram (1931-1942) ile ilgili hiçbir hatıra yok. Onu tanıyan neredeyse herkes öldürüldü. Babası, annesi, üç erkek kardeşi, teyzeleri, dayıları, halaları, amcaları, kuzenleri, sınıf arkadaşları, komşuları. Sientje’nın hiç fotoğrafı yok. Hiç şüphesiz bir fotoğrafı vardı bir zamanlar. Anne ve babası, Rapenburger Sokağı’ndaki evlerini terk etmeden önce Sientje’nınkilerle beraber diğer fotoğrafları da bir akraba ya da komşuya emanet etmiş olmalılar. Ancak çok geçmeden o akraba da o komşu gibi oradan ayrıldı. Belki de anne ve babası fotoğrafları yanlarına almışlardı; önce Westerbork sonra da 1942′de Eylül’ün ilk pazartesi günü Westerbork’tan nereye gittiği belli olmayan o trende. Öyle olduysa Auschwitz’de yok edildiler. Tıpkı o fotoğraftaki kız gibi. Sientje Abram sıradan bir Amsterdam kızıydı.…





