Boya katmanları ve cam kırıkları arasında
Dört yıl kadar önce, daha önce ziyaret etmediğim Mesdag Koleksiyonu’nu (De Mesdag Collectie) görmek üzere Den Haag’a gittim. Burası Haagse School (Den Haag Okulu) olarak bilinen Hollanda İzlenimcilerinden Hendrik Willem Mesdag (1831-1915) ve eşi Sientje Mesdag -van Houten’ın (1834-1909) kendi yapıtları ile birlikte özel koleksiyonlarını da barındıran evleri ve hemen bitişiğindeki müzeleridir; burada dönem sanatını yansıtan geçici sergilere de yer veriliyor. İlk ziyaretim Barbizon Okulu ve Den Haag Okulu ressamlarını tanımak açısından önemliydi benim için. Ancak daha önce bilmediğim bir İtalyan ressamın bir resmi karşısında uzun süre şaşkınlıkla durduğumu hatırlıyorum…

Antonio Mancini’nin (1852-1930) Napolili Çocuk resmi kapkara, kalın boya katmanlarının içerisinden çıkıp görünür olmaya çalışan bir çocuğu betimliyor. Tuval yüzeyindeki pütürlü, kalın doku (impasto), adeta ilkokul duvarlarında asılı kabartma haritaları hatırlatıyor. Resme mümkün olduğunca yaklaşıp bakınca görünür hale gelen cam ve boya tüpü parçalarına nasıl da şaşırdığımı hatırlıyorum. Resmin altındaki metnin “Mancini’nin en olağan dışı yapıtlarından birisi” olarak nitelendirdiği bu yapıtla ressamın ismi hafızama kazındı.


Temmuz ayında Den Haag’daki Mesdag Koleksiyonu’na bir kez daha gitmemin sebebi ise Mancini’yi birçok yapıtıyla daha da yakından tanımak içindi. Haziran ayı başında yeniden açılan müzelerde devam etmekte olan ve yeni başlayacak sergiler, uzun bir süre müzelere gidememiş benim gibi çok insanda tatlı bir heyecana neden oldu. Mancini: Ayrıksı ve Abartılı sergisinde sanatçının değişik koleksiyonlardan birçok yapıtı biraraya getirilmiş. Küçük yaşta çizim yeteneği fark edilen Mancini, henüz 12 yaşındayken Accademia di Belle Arti di Napoli’ye kabul edildi. 1870 Paris Salonu’nda yapıtları sergilenen sanatçı daha sonra Roma’da kendi atölyesini açtı. 1877’de Fransa’da Degas ve Manet ile tanışması onun daha sonraki yapıt üretimini etkiledi. Özellikle ilk dönem yapıtlarında gerçekliğin (il vero) peşinde olan sanatçının paleti ilerleyen yıllarda renklenmeye başladı. Ancak ruh dünyasındaki çalkantılar ağır depresyonlara yola açmış, bunun sonucunda defalarca kliniğe yatmak zorunda kalmıştı. Daha sonraları kendisini tamamıyla sanatına vererek sağaltmaya çalışan sanatçıyı, sanat dünyasındaki dostları ve koleksiyonerler desteklediler.


Fransa’da uzun süreli kaldığı bir dönem ünlü Goupil & Cie Sanat Galerisi ile yaptığı anlaşma karşılığında düzenli bir gelir elde etmeye başladı. Bu ona uluslararası alanda da oldukça fazla tanınırlık getirdi. H. W. Mesdag’ın onun sanatıyla tanışması da bu sanat galerisi sayesinde olur. Mancini’nin bir yapıtını satın alan Mesdag daha sonra Den Haag’daki Van Wisselingh Sanat Galerisinden de birkaç yapıtını koleksiyonuna katmayı başarır. Bu alımlardan haberdar olan sanatçı ise bu heyecanlı koleksiyoncusuna bir mektup yazar ve bu mektup hiç hayal edemeyeceği şekilde cevaplanır. Mesdag ona hemen -bir ressamın neredeyse bir yıllık gelirine denk olan- 2,500 Frank yollayarak ondan kendisine resimler, çizimler ve pastel çalışmalar yollamasını ister. 1885-1905 yılları arasında süren bu hami/sanatçı ilişkisi sonucunda Mesdag Mancini’nin yaklaşık 150 çalışmasına sahip olur. Kimini kendi koleksiyonunda tutar, kimini de satar.


Amerikalı ressam John Singer Sargent (1856-1925) “Yaşayan en büyük sanatçı ile tanıştım!” diye heyecanla duyurduğu kişi Mancini’den başkası değildir. Sargent onu Londra’da kalması için davet etti ve burada sosyete arasında zaman geçirip portreler yaptı. Gerçekliği mümkün olabildiğince bağlı kalmak için ahşap bir çerçeveye yatay ve dikey bir şekilde gerdiği iplerden oluşan iki şablon (graticola) kullanıyordu resim yaparken. Birini tuvalin üstüne, diğerini ise portresini yapacağı kişinin/ şeyin hemen önüne yerleştiriyordu. Böylelikle kare kare gördüklerini bire bir tuvale aktarıyordu. Portresini yaptığı kişiler kadar, Mesdag da bu durumdan çok memnun değildi esasen. Tuvalle portresi yapılacak kişi arasında koşuşturması bazen gerginliğe neden oluyordu, Mesdag ise resmi tamamladıktan sonra tuvalden ayırdığı şablonun tuvalde bıraktığı tuhaf çizgilerden şikâyetçiydi (Napolili Çocuk resminin detaylarında bu çizgiler belirgin bir şekilde görünür).
Antonio Mancini portrelerin yanı sıra kendi aile bireylerine, Napolili sokak çocuklarına, müzisyenlere, sirk çalışanlarına, akrobatlara yer verdiği çalışmalarında belirgin bir melankoli de hâkimdir. Kalın boya katmanları arasına sıkıştırılmış hüzün kendisini her şeye rağmen belli eder. Deli dolu otoportreleri rengârenk ruhunun ipuçlarını verir gerçi. Hayatın tam kalbinden kopup gelmiş duyguları aktardığı, gerçekçi resimleri her ne kadar -başta Mesdag’ın ve Sargent’ın olmak üzere- uluslararası ilgi ve hayranlık uyandırmış olsa da utangaç doğası kendisini yirmi yıl boyunca desteklemiş olan Mesdag’la tanışmasına engel oldu. Den Haag’da günümüzde Mesdag Koleksiyonunu barındıran evin kapısında durduğu halde kapıyı çalmamış ve hayranı/hamisiyle hiçbir zaman tanışmamıştır.
Kendi döneminde hayranlık duyulan, zaman zaman da tuvallerinde boyanın içerisine kattığı değişik malzemelerden ötürü alay konusu edilen İtalyanların bu özel sanatçısı bugün artık eskisi kadar tanınmıyor da olsa, İtalya’nın ve Hollanda’nın belli başlı müzelerinde yapıtlarını görmek mümkün. Sanatçı, 2007-08’de Mancini’nin on beş yapıtını da koleksiyonunda barındıran Philadelphia Art Museum’da monografik bir sergi ile Birleşik Devletler’de tanıtıldı.
NOT: Eylül ayına kadar Mesdag Koleksiyonunda yer bulan Mancini: Ayrıksı ve Abartılı sergisinden daha fazla görsele instagram/atelier.tulaykazanci hesabından ulaşabilirsiniz.


