-
Işığın izinde
Işık olsun! İlk yaratılış günü, Tanrı ışığı gördü ve bu iyiydi. Bunu ben de çok güçlü bir şekilde hissediyorum; insanın ışıksız yapamayacağını… Bu sözlerle başlıyor Henk Helmantel (1945) kendisiyle ilgili çekilmiş kısa belgesele. Ancak onun resimlerinin karşısında durduğunuzda bu sözleri derinde hissediyorsunuz. Öncelikle ışık, onun sessiz dünyasını var eden şey. Işığın nesneler üstündeki oyunları, gölgenin düştüğü yer, ışığın sessizce yüzeyde dağılışı onun yapıtlarını ortaya çıkarırken çok önem taşıyor, onlara hayat veriyor. Helmantel’ın yapıtarını ilk ne zaman gördüm hatırlamıyorum. Hatırladığım şey bir nevi büyülenmiş olduğum. Kompozisyonlarının sadeliği, nesnelerin incelikli yerleştirilişi, boyanın yüzeyede neredeyse mine gibi uygulanışı… Ancak her şeyden önce tüm hücrelerime nüfuz eden bir huzur duygusu hissettim. Henk Helmantel 1945…
-
Vita somnium breve*
Yaşanmışlıklar, geçen yıllar tuvalde ya da kağıt üstünde tıpkı yüzümüzdeki gibi derin çizgiler, izler bırakır. Bundandır ressamların yaşlı insanları ayrı bir dikkat ve özenle seçip ölümsüzleştirmesi. Kırışan deri, çöken avurtlar, alındaki çizgiler ressamlar için birer ifade aracı haline gelir ve bir ömrün sonuna gelip yaşadıklarını yüzünde, ellerinde taşıyanlar da var olmaya devam ederler böylece. Karşılıklı bir alış-veriş gibidir bu; ressamı etkileyen ona ilham veren kişi onun karşılığında sonsuza dek yaşayacaktır. Amsterdam’ın merkezinde Jodenbreestraat’ta bulunan ve günümüzde Rembrandt Evi Müzesi olarak ziyarete açık olan Rembrandthuis son zamanlarda oldukça sessiz. Neredeyse bir yıldır turist kalabalıklarının katlarını doldurmadığı bu görkemli ev, Rembrandt’ın ününün doruğundayken 1639 yılında yaşamaya başladığı, öğrenciler yetiştirdiği ve 1658’deki iflasına…





