Işığın izinde
Işık olsun! İlk yaratılış günü, Tanrı ışığı gördü ve bu iyiydi. Bunu ben de çok güçlü bir şekilde hissediyorum; insanın ışıksız yapamayacağını…
Bu sözlerle başlıyor Henk Helmantel (1945) kendisiyle ilgili çekilmiş kısa belgesele. Ancak onun resimlerinin karşısında durduğunuzda bu sözleri derinde hissediyorsunuz. Öncelikle ışık, onun sessiz dünyasını var eden şey. Işığın nesneler üstündeki oyunları, gölgenin düştüğü yer, ışığın sessizce yüzeyde dağılışı onun yapıtlarını ortaya çıkarırken çok önem taşıyor, onlara hayat veriyor.
Helmantel’ın yapıtarını ilk ne zaman gördüm hatırlamıyorum. Hatırladığım şey bir nevi büyülenmiş olduğum. Kompozisyonlarının sadeliği, nesnelerin incelikli yerleştirilişi, boyanın yüzeyede neredeyse mine gibi uygulanışı… Ancak her şeyden önce tüm hücrelerime nüfuz eden bir huzur duygusu hissettim.


Henk Helmantel 1945 yılında Hollanda’nın kuzeyindeki Groningen’e bağlı Westeremden’da dünyaya gelmiş, Groningen’da Minerva Akademisi’nde aldığı sanat eğitiminden sonra doğduğu köye geri dönmüş ve orada Andreas Kilisesi’nin papaz lojmanını kendisine yaşama ve çalışma alanı olarak seçmiştir. Kuzey ışığını olduğu gibi atölyesine davet eden bu konut, sanatçı ve eşinin eşsiz sanat koleksiyonunu barındıran bir müze de aynı zamanda. Rembrandt’a ait gravürler kadar, 17. yüzyıl Delft Beyazı (Delfts Wit) denilen pişmiş toprak kap kacaklar, Roma dönemi cam eşyaları, Ortaçağ ahşap ibadet heykelleri, kendisini etkileyen öncüllerinin ve çağdaşlarının resimleri zengin koleksiyonunun parçaları arasında bulunur.
Kuzey Realistleri ve Bağımsız Realistler‘le birlikte anılan Helmantel’ın yapıtlarının figüratif özelliği ve neredeyse 17. yüzyıldaki Leiden Fijnschilders ressamlarının tekniğini hatırlatan pürüzsüz fırça kullanımı daha çok soyut çalışmaların, enstelasyonların öne çıktığı çağımızda bazen dudak bükülen özellikler olarak öne çıkar. Kendi doğduğu kentteki Groninger Museum’un (ve Hollanda’nın başka bölgelerindeki bazı modern/ çağdaş sanat müzelerinin) onun yapıtlarını ısrarla sergilemeyi ya da koleksiyonlarına katmayı reddetmesi, izlediğim belgesel ve röportajlarda gördüğüm kadarıyla onu üzen bir durum. Her şeye rağmen üretmeye devam eden Helmantel sadece Hollanda genelinde değil, Japonya ve Tayvan da dâhil olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde birçok izleyicisini büyülemeyi başarıyor.


Üç yıl önce Gouda Müzesi’nde İnanç, Uyum ve Sessizlik sergisinde sanatçının yapıtlarını bir arada gördüm ilk kez. Sergi mekânının tarihi atmosferinde, resimlerinde betimlediği çeşitli nesnelerin de bulunduğu bir ortamda sessizlik içinde Helmantel resimleriyle buluşmanın meditatif bir etkisi vardı. Üç yıl sonra geçtiğimiz haftalarda ise bir başka Helmantel sergisini Drents Museum‘da görme fırsatı yakaladım. Tam seksen yapıtının sergilendiği büyük salonlarda benim gibi büyülenmiş birçok çehre gördüm.


Sadece koleksiyonunda bulunan Roma Dönemi Cam eşyaları ya da Groningen’da toprak altından çıkartılan toprak kapları, Delft Beyazı çömlekleri ve ahşap ibadet heykelleri; kardeşlerinin seralarında yetiştirdikleri çeşitli sebzeleri ve meyveleri; yaşadığı çevrede bulduğu kuş yuvalarını, ölü kuşları, kirpileri betimlediği natürmortlarla değil; neredeyse gerçek boyutlarıyla tuvallerine aktardığı kilise iç mekânları ile de tanınır Helmantel.
Hemen yukarıda üç örneğini gördüğünüz resimlerde klasik bir Protestan kilisesi iç mekânına tanık olursunuz. Her tür süslemeden uzak, beyaz taş duvarların serinliği yüzünüze vurur. Bozum Kilisesi Koro Yeri (ortadaki resim) başlıklı yapıtının karşısında oturdukça sanki o mekânın bir parçası haline geldiğimi hissettim. O kadar kusursuz bir detaycılıkla aktarılmış ki bu mimari yapılar, bu resimleri bir fotoğraftan ayırt etmek mümkün değil gibidir. Helmantel her ne kadar yapıtlarına (genellikle) ikonografik, sembolik öğeler katmasa da taşıdığı derin inancını hissettirir çoğunda.
Bozum Kilisesi Koro Yeri ve üstte gördüğünüz İspanyol Masalı Natürmort sanatçının en sevdiği iki yapıtıymış. Neden öyle hissettiğini anlamak zor değil…


Helmantel’ın natürmortlarında ve kilise iç mekânlarında 17. yüzyıl Hollandalı ustaları hatırlatan çok şey olmakla birlikte Jan Davidsz. de Heem, Willem Kalf ya da Abraham van Beijeren’ın şatafatlı sofralarından uzaktır masa üstü düzenlemeleri. Helmantel’de sadelik, uyum, dinginlik hâkim. Benzer bir şeyi Pieter Saenredam’ın resimleri için de söylemek mümkün. Aralarında yaklaşık 350 yıl olan iki ressam her ne kadar benzer bir sadeliği vurgulamış olsalar da Helmantel’ın mekânları daha yakın plan olduğundan izleyicisini içine çekmeyi başarıyor.
Henk Helmantel’ın, genç yaşından beri kullandığı temaları bir ömür iç huzuruyla, inandığı ve duyumsadığı gibi bize aktarabilmesi ne kadar güzel, ne kadar anlamlı. Soyut sanatla hiçbir zaman çok da yakın bağlar kuramamış biri olarak onun o çok eleştirilen realizmi, 17. yüzyıl ustalarından çok da uzağa düşmeyen temaları tam da kalbimin doğru noktalarına değiyor. Yeni yılda (bahar aylarında) açılır açılmaz sanatçının müze evini ziyaret etmeyi planlıyorum. O zaman da size oralardan haberler taşıyacağım.
Sözlerimi sonlandırırken size sağlıklı, sevdiklerinizle yeniden buluşup kucaklaşabileceğiniz ve bu yılın tüm üzüntülerini, sıkıntılarını unutturacak bir 2021 diliyorum! Bu yazımla ilgili daha fazla fotoğraf görmek üzere sizi instagram/atelier.tulaykazanci hesabıma bekliyorum.


