-
St. Hubertus Av Köşkü
Çoğumuz seyahatlerimizde gideceğimiz yerlerdeki önemli yapıları görmek üzere listemize not düşeriz. Belirli sebeplerden bu yapların önemi vardır. Mimarının çılgınlıkları, yüzyıllara meydan okuyuşu, estetik açıdan bize cazip gelmesi, büyüklüğü ya da küçüklüğü, ailevi sebepler, dini sebepler, duygusal sebepler, sebepler, sebepler… Mimari, hayatımızın tam da merkezinde yer alan bir sanat türü. Son birkaç on yılda hızlı yapılaşmanın hayatımıza kattığı olabildiğince çirkin ve ruhsuz yapılardan tabii ki bahsetmiyorum ancak hayatımızı güzelleştiren ve varlığından mutluluk duyduğumuz niceleri de yok değil. Dünyanın en önemli Van Gogh resimleri koleksiyonlarından birine sahip olan Kröller-Müller Müzesi’ne (Patates Yiyenler, Café Terrace at Night, Pont de Langlois gibi resimler buradadır) yıllardır istediğim ziyaretimi yakın zamanda -hem de kısa aralıklarla iki…
-
Chagall’ın ışıklı oyunu
Geçen yaz yolum Fransa’nın Metz kentine düştüğünde elbette kentin en etkileyici yapılarından birisi olan St. Etienne Katedrali’ni de ziyaret ettim. Dünyanın en yüksek sahınlı kiliseleri arasında bulunan bu görkemli yapı Tanrı’nın Feneri olarak da anılır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi, yapıyı dört bir yandan kuşatan rengârenk vitraylarıdır. Bu vitraylardan ilki on dördüncü yüzyıla tarihlenirken en son yirminci yüzyılda da eklenenleri olmuş. Bir yapının çağlar boyunca nasıl yaşadığına, değiştiğine, nefes aldığına tanık oluyoruz bu şekilde. Rengârenk, göz alan camların arasında gezerken tanıdık bazı figürlere ve renk kullanımlarına rastladım. Oldukça modern görünen vitrayları kimin tasarladığını öğrenmek için tanıtıcı levhaya bakınca yüzümde kocaman bir gülümseme belirdi. Mavileri, kırmızıları, gökyüzünde süzülen insanları, bedene ters…
-
Yurdumu bulduğuma inanıyorum
Geçenlerde aklıma düştü bu fotoğraf. Bir arkadaşıma yollamak istemiş, bulamamıştım çektiğim yığınlarca fotoğraf içerisinde. Dün akşam karşıma çıkınca sevindim. Bir buçuk yıl öncesine tarihleniyor bu kare esasında. Daha önce niye paylaşmamışım bilemiyorum. Bazen o kadar fazla şey görüyor ve biriktiriyorum ki, ne yazsam ne zaman paylaşsam derken yapmayıveriyorum. Ama yapmalıyım, biliyorum. Hollanda küçük bir ülke, bahsetmiştim daha önce, ama her köşesinde ilginç müzeler, müze evler, tarihi yapılar, değirmenler, korunmuş doğal alanlar, yeniden canlandırılan eski çiftlikler var. En ufak bir köy, en sapa yol bile süprizlerle dolu bu minik memlekette. Bir önceki yaz sevdiklerimle yollara dökülmüşken Hollanda’nın kuzey doğusundaki Drenthe’ya vardık. Büyüleyici bir doğası olan bu bölgede görülecek birçok şey arasında,…
-
Güneşli günlerde evdeyken
Hepimiz bugünlerde evlerimizde karantinadayken havaların bu kadar güneşli ve hatta ılık olması şaşırtıcı (evet Hollanda’da durum bu). Onca karanlık günden sonra tam da bisikletimize binip güzel günlerin tadını çıkartacak, sepetimize sandviçlerimizi doldurup su kenarında piknik yapacak ya da uzun uzun yürüyüşlere çıkacakken “olacak iş mi bu!” diye düşünmeden edemiyoruz belki de. Ancak çalışmak zorunda olan o kadar çok insan varken hayıflanmamamız lazım; canını ortaya koyan onca insana saygımızdan hiç değilse bakış açımızı değiştirmekte fayda var. Bu olanlar aslında öğretiyor ki hayatta hobilerimiz olmalı; kendimizle baş başa kaldığımızda yalnız hissetmeden, bunalmadan saatlerimizi geçirebileceğimiz uğraşlarımız olmalı. Kolay değil elbet, tüm zamanını evde geçirmeye alışık, evden çalışan ya da içe dönük insanlar için…
-
Avercamp’tan bugüne
Buralara kış pek uğramadı bu yıl. Hava karanlık ve melankolik yüzünü gösterdi göstermesine de, son iki aydır bol yağış ve sert rüzgarlar dışında gökyüzünden fazla bir işaret gelmedi yaşamamız gereken soğuk mevsime dair. Oysaki Hollanda’da kış mevsimi en az bahar ve yaz kadar renkli ve hareketli olabiliyor. Özellikle de sulak alanlar yavaş yavaş buza teslim olmaya başlayınca. Renkli, hareketli kış nasıl oluyor derseniz Hollandalıların ve Flamanların zengin imge dünyasına bakmak yeterli olur aslında. En çok Yaşlı Pieter Bruegel’ın masalsı kış resimleri canlanır gözümüzün önünde. Avdan dönen avcılar, karda kuş kapanları, buzda kayanlar gibi son derece ‘fâni’ konular ve detayların yanı sıra Müneccim Kralların Secdesi ya da Beytlehem’de Nüfus Sayımı gibi…
-
Yeniden!
Herkese oldukça uzun bir aradan sonra yeniden merhaba! Çok zaman oldu, en son blog yazımı ne zaman yazmıştım hatırlamıyorum bile, ama en iyi ihtimalle 3-4 yıl önceydi. Bazı teknik sorunlardan dolayı veda etmem gerektiğinde Tülay’ın Atkısı‘na çok zorlandığımı hatırlıyorum. Sanata ve hayata dair düşüncelerimi, hislerimi paylaştığım, yazıya geçirdiğim bir alan olarak nefes almamı da kolaylaştırıyordu sanki. Sonra her şeye yeniden başlamak da öyle kolay olmadı. Bu blog işleri teknik açıdan çok da yetkin olduğum şeyler değil. Ancak bu sefer işlerin kontrolünü biraz daha kendi elime almak amacıyla bir kursa bile gittim! Daha yolun çok başındayım. Ne web-sitemin/ blogumun logosu, tipografisi, genel görüntüsü henüz istediğim gibi, ne de kafamda “bu şöyle…












